3113_2ŞİZOFRENİ ve DİĞER PSİKOZLAR

Psikotik bozukluk (psikoz):

Temel belirtileri düşünce bozukluğu (sanrı, delusion) ve algı bozukluğu (varsanı, hallucination) olan hastalık durumu.
Kişinin uyum ve işlev düzeyi ileri derecede etkilenmiştir.
Gerçeği değerlendirme yetisi bozulmuştur.
Kişi durumunun farkında değildir (içgörü yoksunluğu).

PSİKOTİK BOZUKLUKLAR

A. ORGANİK KÖKENLİ PSİKOZLAR
B. ŞİZOFRENİ ve DİĞER PSİKOZLAR

A. ORGANİK KÖKENLİ PSİKOZLAR

1. Deliryum
2. Demans (bunama)
3. Amnestik Bozukluk

B. ŞİZOFRENİ VE DİĞER PSİKOZLAR

1. Şizofreni
2. Şizofreniform Bozukluk
3. Şizoaffektif Bozukluk
4. Sanrısal Bozukluk
5. Kısa Psikotik Bozukluk
6. Paylaşılmış Psikotik Bozukluk

ŞİZOFRENİ

TANIM

Kişinin olağan- alışılagelmiş düşünme ve algılama biçimlerine yabancılaşması;Toplumdan soyutlanması;Kendi içine kapanması (autizm) ile karakterize ruhsal bir bozukluktur.

TARİHÇE

Morel “Dementia Praecox”,
Akıl Hastalıkları,1860

Kraepelin “Dementia Praecox”,
Sınıflama, 1896

Bleuler “schizo- phrenia” (us yarılması),
Dementia Praecox ve Şizofreniler Grubu, 1911

Bleura göre 4A şizofreni belirtileri :

• Assosisasyon
• Affektivite
• Ambivalans
• autizm
Crow ve Andreasna göre şizofreni belirtileri
• Pozitif belirtiler : halisünasyon, hezeyan, hareket boz,
• Negatif belirtiler: duygusal ve sosyal içe çekilme, duygulanımda azalma, düşünce ve konuşma yoksunluğu, normal işlevlerde azalma yada kayıp

YAYGINLIK ve SIKLIK
Bir yıllık yaygınlık (prevalans): %1

Bir yıllık sıklık (insidans): %0,1- 0,7

Yaşam boyu hastalanma riski: %1

RİSK ETMENLERİ

Yaş: Genellikle 45 yaşın altında başlar
Cinsiyet: Kadınlarda ve erkeklerde eşit oranda
Sosyal sınıf: Alt sınıflarda yüksek oranda görülür
Evlilik: Evlilerin oranı toplum ortalamasının altında
Göç: Yakın zamanda göç etmişlerde daha sık
Stres: Toplum ortalamasının üzerinde
Doğum: Kışın yada ilkbaharda doğanlarda sık

ETYOLOJİ
A. BİYOLOJİK YAKLAŞIMLAR
B. PSİKODİNAMİK YAKLAŞIMLAR
C. EŞLİK EDEN BULGULAR

A. BİYOLOJİK YAKLAŞIMLAR

VARSAYIM: Şizofreni sinir sisteminin gelişimi sırasında ortaya çıkan bir bozukluğun sonucudur:

I. KALITIMSAL YATKINLIK
II. VİRAL ENFEKSİYONLAR
III. GEBELİK ve DOĞUM KOMPLİKASYONLARI

I. KALITIMSAL YATKINLIK
Kalıtımsal ve çevresel etmenlerin farklı ölçülerde rol oynadığı, değişik şizofreni alt gruplarının olduğu varsayılmaktadır:
1. Aile araştırmaları
2. İkiz araştırmaları
3. Evlat edinme araştırmaları
4. Moleküler Genetik araştırmaları

II. VİRAL ENFEKSİYONLAR

DNA üzerinde etkili olan virüslerin rolü üzerinde durulmaktadır.
Özellikle gebeliğin 2. trimesterinde geçirilen viral enfeksiyonların riski artırdığı sanılıyor.

III. GEBELİK ve DOĞUM KOMPLİKASYONLARI
Gebelik ve doğum sırasında bebeğin oksijensiz kalmasının; limbik sistem, serebral korteks ve bazal ganglionları etkileyerek şizofreni riskini artırdığı düşünülmektedir.

B. PSİKODİNAMİK YAKLAŞIMLAR

VARSAYIM: Erken çocukluk dönemindeki örseleyici yaşantıların ve aile içi etkileşimin şizofreniye yatkınlık oluşturduğu savunulmaktadır:

Annenin aşırı gerginliği, şizofreniye yatkın bir benlik (ego) oluşturur. Sullivan
Bebeğin anneyle yeterli ve tutarlı bir sembiyotik ilişki kuramaması şizofreniye yatkınlık yaratır. Mahler
Anne ve baba tarafından çocuğa ikili (zıt) iletilerin verilmesi şizofreniye yatkınlık yaratır. Bateson
Ana- babadan birinin aşırı baskın ve saldırgan öbürünün edilgen ve bağımlı olduğu ailelerin çocuklarında şizofreniye yatkınlık. Lidz
***
DUYGU DIŞA VURUMU yüksek ailelerde şizofreninin daha sık yinelediği söyleniyor.
C. EŞLİK EDEN BULGULAR
VARSAYIM: Farklı inceleme bulguları veren birden fazla şizofreni alt tipi vardır.
1. BEYİN GÖRÜNTÜLEME ÇALIŞMALARI
Bilgisayarlı Beyin Tomografisi (BBT) ve
Manyetik Rezonans (MR) bulguları: Şizofrenik hastaların beyninde yan ventriküller genişlemiştir.
Pozitron Emisyon Tomografisi (PET): Şizofrenik hastalarda frontal bölge kan akımında ve glikoz tüketiminde azalma var.

2. BİYOKİMYA ARAŞTIRMALARI
Mezolimbik- mezokortikal sistemde dopamin etkinliğinde artış.
Noradranalin B.O.S da artabilir.
Serotonin etkinliğinin baskılayan bir antipsikotik olan klozapin ile dirençli şizofreni tedavisinde iyi sonuç alınmakta.

BAŞLANGIÇ

Genellikle ergenlik yada erken erişkinlik döneminde başlar.
Erkek: 15-25;
Kadın: 25- 35 yaş daha sık
Akut yada sinsi başlayabilir.
Hastalık öncesi kişilik ;
Genellikle sıra dışı, tuhaf, alışılmadık görünüş ve davranışlarıyla dikkati çekerler.
Kendilerine olan ilgi ve bakımları azalmıştır.
Genellikle içe kapanmışlardır.

KLİNİK BELİRTİLER
A. Bilinç ve Yönelim
Bilinç açıktır. Zaman, kişi ve yer yönelimi yerindedir.
B. Dikkat ve Bellek
Dış dünyadan kopmasına bağlı olarak dikkatin yoğunlaştırılmasında yetersizlik görülebilir. Dikkat yetersizliği ve ilgi azlığına bağlı olarak bellek zayıflığı bulunabilir.
C. Düşünce ve Konuşma
Düşüncenin süreci ve içeriği bozulur.
I. Düşünce süreci (yapısal düşünce) bozuklukları
1. Negatif yapısal düşünce bozukluğu
2. Pozitif yapısal düşünce bozukluğu

1. Negatif yapısal düşünce bozukluğu:

Konuşma azalmıştır; sorulara kısa, somut ve ayrıntısız yanıtlar verir, bazı soruları yanıtsız bırakır.Yapısal düşünce bozuklukları

2. Pozitif yapısal düşünce bozukluğu
Daha çok akut şizofrenide görülür
a. Basınçlı konuşma
Kendiliğinden konuşma miktarı çok artmıştır
b. Çağrışım çözüklüğü (raydan çıkma)
Bir konudan bununla kısmen ilişkili yada tümüyle ilgisiz bir başka konuya atlayarak konuşma
c. Enkoherans (sözcük salatası)
Dilbilgisi kurallarının ihmal edildiği,tümüyle anlaşılmaz bir konuşma
d. Neolojizm
Tümüyle uydurma ve anlamsız sözcüklerle konuşma
e. Mantıksızlık
Mantık kurallarına uymayan çıkarımlar yapılır (kuş- uçak)
f. Klang çağrışım (uyaklı konuşma)
Ses benzerliklerinin yönlendirdiği konuşma

g. Bloklar
Düşüncenin akışının kesintiye uğraması
h. Ekolali
Kendisine söylenen sözleri olduğu gibi yinelemesi
i. Perseverasyon
Sözcük, düşünce ve konuları ısrarla yinelemesi

II: Düşünce İçerik Bozuklukları

SANRI (hezeyan, delusion)Gerçeğe uygun olmayan, yanlış düşünce
ve inançlar:
Kötülük görme (perseküsyon) sanrıları
Kıskançlık (aldatılma) sanrıları
Büyüklük (megalomanik) sanrıları
Aşk (erotomanik) sanrıları
Suçluluk- günahkarlık sanrıları
Dinsel (mistik) sanrılar
Somatik (bedensel) sanrılar
Referans (alınma) sanrıları
Kontrol edilme sanrıları
Düşünce okunması, yayımlanması,
düşünce çalınması (bizare sanrılar)
D. Soyut düşünme yetisi
Soyutlama yeteneğinin bozulması, deyimleri, atasözlerini ve mecazları anlama güçlüğü
E. Gerçeği değerlendirme yetisi
Düşlem ve gerçeği ayırt etmede güçlük
F. Algılama
Varsanı: Uyaransız algılama
Yanılsama: Uyaranı yanlış algılama
G. Duygulanım
Duygulanımda kısıtlılık,küntleşme,düzleşme
Uygunsuz duygulanım
Zevk alamama (anhedoni) Toplumsal geri çekilme
H. Davranışsal etkinlik

Dürtü ve enerji yitimi.
İnisiyatif yetersizliği.
Yineleyici-kalıplaşmış devinimler (stereotipi).
Donmuş gibi aynı durumda kalma (katatoni)
Taşkınlık, saldırganlık.

ŞİDDET
Şiddet davranışı toplum ortalamasının 6 katıdır.
Bu oran Alkol ve madde bağımlılığında
daha yüksektir.

ÖZKIYIM (İNTİHAR)

Özkıyım oranı toplum ortalamasının
20 katıdır.
Hastaların %40’ı özkıyım girişiminde
bulunur ve
%10’u yaşamını bu şekilde yitirir.

ŞİZOFRENİ TANI ÖLÇÜTLERİ (DSM- IV)

A. Karakteristik belirtiler:
Bir aylık bir sürenin önemli bölümünde aşağıdakilerden 2 yada daha çoğunun bulunması:
1. sanrılar
2. varsanılar
3. dezorganize (dağınık-anlamsız) konuşma
4. belirgin dezorganize yada katatonik davranış
5. negatif belirtiler: duygusal küntlük, düşünce içeriğinin yoksullaşması yada istem yokluğu

B. Toplumsal/ mesleksel işlev bozukluğu
İş, kişiler arası ilişkiler yada kendine bakım gibi önemli işlevsellik alanlarından birinde yada daha çoğunda, hastalık öncesine göre belirgin bozulma.
C. Süre
Belirtiler en az 6 aydır sürüyor olmalı.
D. Şizoaffektif bzk ve Duygudurum bzk dışlanması
E. Madde kullanımı ve Genel Tıbbi Durumun dışlanması

ŞİZOFRENİNİN KLİNİK TİPLERİ

1. Paranoid tip
Bir yada daha fazla sanrının bulunması yada sıklıkla işitsel varsanıların olması
2. Dezorganize tip
Dağınık konuşma ve davranış yada donuk yada uygunsuz duygulanım belirgindir
3. Katatonik tip:
Aşağıdakilerden en az ikisinin bulunması
a. Katalepsi yada stupor
b. Amaçsız dış uyaranlardan bağımsız aşırı hareketlilik
c. Aşırı negativizm yada mutizm
d. Postür alma, stereotipi, belirgin manyerizm-grimas
e. Ekolali yada ekopraksi
4. Ayrışmamış tip: Hiçbir tipin tanı ölçütlerini karşılamaz
5. Rezidüel tip
a. Belirgin sanrı, varsanı yada dezorganize konuşma yada davranış yoktur
b. Negatif belirtilerin hafif derecede varlığı

GİDİŞ ve SONLANIŞ
Şizofreni genellikle süregen ve yeti yitimine yol açan bir hastalıktır.
Son 30 yılda yapılan çalışmaların sonuçlarına göre:
Hastaların %60’ı tam yada belirgin düzeyde iyileşmekte;
Geri kalan bölümü ise anlamlı düzelme göstermemektedir.
SAĞALTIM
Her hasta biyolojik, ruhsal ve toplumsal (biyopsikososyal) boyutlarıyla ele alınmalı ve değerlendirilmelidir.
Sağaltımda sağlık ekibi üyeleri ile , hasta ve hasta yakınlarının işbirliği esastır.
Şizofreni sağaltımı uzun süren ve özveri isteyen bir süreçtir.
Aşırı iyimserliğe kaçmadan bir umudun canlı tutulmasına özen gösterilmelidir.
ŞİZOFRENİFORM BOZUKLUK
İlk kez 1939’da Langfeld tarafından tanımlanmıştır.
Amerikan psikiyatri terminolojisine 1980’de DSM-III ile girmiştir.
Şizofreninin bütün belirtileri bulunur; ancak belirtilerin en az 1 ay en fazla 6 ay sürmesi gerekir.
SIKLIK: Şizofreni sıklığının yarısı kadardır
SAĞALTIM: Psikotik belirtiler antipsikotik ilaçlarla 3-6 ayda düzelir.

ŞİZOAFFEKTİF BOZUKLUK TANI ÖLÇÜTLERİ (DSM-IV)

Aralıksız süregiden bir hastalık dönemi sırasında şizofreni A tanı ölçütlerini (sanrı, varsanı, dezorganize düşünce ve davranış)
karşılayan belirtilerle eşzamanlı olarak manik, depresif yada mikst bir atağın bulunması.
Hastalığın aynı dönemi sırasında, en az 2 hafta boyunca,
belirgin duygudurum belirtilerinin eşlik etmediği, varsanıların ve sanrıların bulunması.
Hastalığın aktif yada rezidüel dönemlerinin önemli bir bölümünde
duygudurum bozukluklarının tanı ölçütleri bulunur.

TİPLERİ:
I. Bipolar tip: Manik yada mikst atak
II. Depresif tip: Major depresif ataklar

SANRISAL (PARANOİD) BOZUKLUK

Temel belirtisi, ısrarlı ve sürekli bir yada daha fazla sayıda sanrının varlığıdır.Varsanılar bulunsa bile belirgin değildir.

Geçmişte “paranoya” yada “paranoid bozukluk” diye
adlandırılmıştır.
“Paranoya” sözcük olarak “usdışı”anlamına gelir.
İlk kez 1863’de Kahlbaum tarafından tanımlandı.
Freud 1890’larda paranoyada yadsıma ve yansıtma düzeneklerinin işlediğini öne sürdü.
Sanrısal Bozukluk terimi 1987’de DSM-III-R ile psikiyatri literatürüne girdi;böylece karışıklığa yol açan “paranoid” terimi terk edilmiş oldu.
BAŞLANGIÇ:
Genellikle orta ve geç erişkinlik dönemlerinde (40 yaşları)ortaya çıkar.
YAYGINLIK: Yüzbinde 25-30 arasındadır.

RİSK ETMENLERİ:
Göç edenlerde ve duyusal bozukluğu (işitme) olanlarda
daha yaygındır.

SANRISAL BOZUKLUK TANI ÖLÇÜTLERİ (DSM-IV)
En az 1 ay süren, gerçek yaşamda görülebilecek türden, sanrıların
bulunması (izlenme, aldatılma, hasta olduğuna inanma gibi)
Şizofreni A tanı ölçütleri hiçbir zaman karşılanmamıştır.
Sanrıların etkisi ve uzantıları dışında işlevsellik belirgin olarak bozulmamıştır ve davranışlarda tuhaflık yoktur.
Sanrılarla birlikte duygu durum atakları da ortaya çıkmışsa da, bunların toplam süresi sanrısal dönemlerin süresine göre
daha kısadır.

SANRISAL BOZUKLUK TİPLERİ

Erotomanik (aşk- şehvet) tip:
Uzaktan sevildiğine inanma
Grandiyöz (büyüklük) tip:
Çok değerli, güçlü, bilgili, özel biri olduğuna, kutsal bir güç yada ünlü bir kişiyle ilişkisi olduğuna inanma
Kıskançlık (aldatılma) tipi:
Cinsel partnerinin onu aldattığına inanma
Kötülük görme (perseküsyon) tipi:
Kendisine (yada bir yakınına) bir şekilde kötü niyetli davranıldığına
inanma
Somatik (bedensel) tip:
Fiziksel kusurunun yada hastalığının olduğuna ilişkin sanrılar
Mikst (karışık) tip:
Yukardaki tiplerden birden fazlasına uyan sanrıların bulunması
Belirlenmemiş tip:

SANRISAL (PARANOİD) BOZUKLUK
GİDİŞ ve SONLANIM:
Hastaların uzun süreli izlenmeleri sonucunda: %50’sinde düzelme
%20’sinde belirtilerde azalma
%30’unda değişme yok
SAĞALTIM:
Antipsikotik ilaçlar
Psikoterapi

KISA PSİKOTİK BOZUKLUK TANI ÖLÇÜTLERİ (DSMIV)
A. Aşağıdaki belirtilerden en az birinin varlığı:
1. Sanrılar
2. Varsanılar
3. Dezorganize konuşma
4. İleri derecede dezorganize-
katatonik davranış
Not: Kültürel özellik gösteren bir tepki ise değerlendirilmez.

B. Bozukluğun bir atağının süresi en az 1 gün fakat 1 aydan daha kısa sürer ve hastalık öncesi işlevsellik düzeyine dönüş tam olur.

C. Bu bozukluk psikotik özellikler gösteren duygudurum bozukluğu, şizoaffektif bozukluk yada şizofreni olarak açıklanamaz ve bir maddenin yada genel bir tıbbi durumun doğrudan fizyolojik etkilerine bağlanamaz.

KISA PSİKOTİK BOZUKLUK TİPLERİ

Belirgin stres etmen(ler)i olan (kısa reaktif psikoz):
O kültürde hemen herkes için tek başına yada topluca
yaşandığında belirgin stres etmeni olan olaylara tepki
Belirgin stres etmen(ler)i olmayan:
Belirgin bir stres etmeni olmaksızın ortaya çıkmışsa

PAYLAŞILMIŞ PSİKOTİK BOZUKLUK
Seyrek görülen bir hastalıktır ve sıklıkla “Folie a Deux” diye bilinir. Gralnick’e göre “Folie a Deux”nün alt tipleri:

Folie imposee;
Psikotik bir hastanın sanrıları ruhsal olarak sağlıklı birine aktarılır. Her iki kişi de birbiriyle çok yakın ilişkidedir ve etkilenen kişinin sanrısı, öbür kişiden uzaklaşınca hemen kaybolur.
Folie simultanee;
Birbiriyle yakın ilişkide olan ve hastalığa yatkınlığı bulunan 2 kişide özdeş psikozun eşzamanlı ortaya çıkması.
Folie communiquee;
Etkilenen kişide, uzunca bir süre direnişin ardından, psikoz gelişir ve psikotik belirtiler kaynak kişiden ayrıldıktan sonra da süre gider.
Folie induite;
Psikotik bir kişide, bir başka psikotik kişinin etkisiyle yeni sanrıların gelişmesidir.
Folie imposee hastalığın en yaygın ve klasik tipidir.
Önce baskın kişi hastalanır, zaman içinde etkisi altındaki kişiyi hastalandırır; etki altında kalan kişi ya daha genç yada daha bağımlıdır.

PAYLAŞILMIŞ PSİKOTİK BOZUKLUK TANI ÖLÇÜTLERİ (DSM-IV)

 Yerleşik sanrısı olan bir kişi yada kişilerle yakın ilişki çerçevesinde bireyde bir sanrı gelişir
 Bu sanrı, kaynak kişinin sanrısı ile benzerlik gösterir
 Bu bozukluk, başka bir psikotik bozukluk (örn.şizofreni) yada psikotik özellikler gösteren duygudurum bozukluğu olarak daha iyi açıklanamaz ve bir maddenin yada genel tıbbi durumun doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı değildir.